2.11.09

ORAS Sayfa: 2

Bilgisayar teknolojisi özellikle 2000’li yılların başından itibaren hızlı bir gelişim göstermişti. Her geçen gün daha yüksek performanslı ve daha küçük bilgisayar birimleri geliştirildi. Birkaç on yıl içerisinde mikroskobik boyutlarda bilgisayar sistemleri üretildi. Bir zamanlar hayal etmesi bile güç hızlarda çalışan bu harika teknolojik ürünlerin önünde tek bir ciddi problem vardı: Bu denli güçlü bilgisayarların kullandıkları yazılımlar, hiçbir zaman donanımla aynı kalitede geliştirilememişti. Bunun doğal sonucu olarak yüksek performanslı bilgisayarlara bazı durumlar dışında gereksinim duyulmuyordu. Belli bir seviyeye kadar sürekli güncellenen teknoloji modasının ana ürünleri olmakla yetindiler. Fakat öyle bir zaman geldi ki insanlar bu modadan sıkıldılar. Hali hazırda tüm yazılımsal talebi karşılayabilen bilgisayar donanım teknolojisi için daha fazla geliştirilmeye yönelik hiçbir neden kalmamıştı.

Bir teknolojiyi daha fazla geliştirmek için bir neden yoksa bu, bahsi geçen teknoloji için bir tehdit midir? Birçok bilgisayar uzmanı donanım teknolojisinin insanlığın bu alandaki ihtiyaçlarını fazlasıyla karşıladığı için üzerine düşen görevi tamamladığını düşünüyorlardı. Öte yandan az sayıda bilim insanı duruma daha genel bakıldığında bunun bir tehdit olduğunu fark etmişlerdi. Onlara göre bilgisayar genel olarak ele alındığında bir bütündü ve insanlık bu teknolojiyi yeterince kullanamadığından diğer bilimler ve genel olarak sosyal hayat ulaşabileceği maksimum düzeyden hala oldukça uzaktaydı. Daha iyi bir dünya için bir an önce yazılım teknolojisi içinde bulunduğu dar boğazı aşıp engin okyanuslara ulaşmalıydı.

“Hazırsanız başlayalım, Aykut Bey,” dedi Ajan Orkun. İstihbarat servisinin sade dekorasyonlu fakat oldukça iyi bir teknolojik alt yapıya sahip toplantı salonundaydılar. Aykut uzun toplantı masasında kendisine gösterilen koltuğa oturdu. El çantasını masanın üzerinde açtı. İçinde çeşitli dosyalar ve birkaç küçük alet vardı. Aykut çantanın içinden, içerisinde uzun fakat küçük bir şey olduğu anlaşılan bir kılıf çıkardı. Kılıftan çıkardığı uzun, ince bir çubuğa benzeyen metal alet, taşınabilir bilgisayardı. Çubuk bilgisayarı masanın üzerine, kendisine paralel duracak şekilde bıraktı ve parmak izi okumalı açma düğmesine bastı. Çubuktan çıkan ışın demetleri masa zemininde holografik klavye ve masaya dik olarak belli büyüklükte bir üç boyutlu ekran görüntüsü oluşturdu.

Aykut çubuk bilgisayarından internete bağlanarak ORAS’ın son durumunu incelemeye başladı (İnternetten, doğrudan ORAS’a ulaşmak mümkün değildi; fakat ORAS’ın performansını denetleyen birkaç site mevcuttu.). Bu arada Orkun önündeki kumanda konsolu ile salonu diğer kullanıcılara açıyordu. Biraz sonra toplantıya dünyanın diğer yerlerindeki merkezlerden katılan ORAS Güvenlik Birimi üyeleri yapay olarak salondaki yerlerini aldılar. Toplantıya katılanların üç boyutlu görüntüleri eş zamanlı olarak dünyanın dört bir yanındaki toplantı salonlarına ulaşıyordu. Sanki aynı birkaç kişi aynı anda, birden çok mekânda bir aradaymış gibiydi. Konuşmalar ise dil tercümesiyle iletiliyordu. Ankara’daki toplantı salonuna, farklı uluslardan katılımcıların konuşmaları Türkçe’ye çevrilmiş halde ulaşıyordu.

“Beyler ve bayanlar! ORAS Güvenlik Birimi olağan üstü toplantısını başlatıyorum. Toplantının gündem maddesi, Türkiye meclisinin ana partisi konumunda bulunan ORAS’ın gelecek yaz ülkede yapılması gereken genel seçimlerin yapılmayacağını duyurmasıdır.” Birimin Fransız Başkanı Jean Baptiste açılış konuşmasını yapmıştı. Bu, birimin kurulduğundan beri gerçekleştirdiği ilk olağan üstü toplantıydı. Başkan Baptiste bile heyecanlı görünüyordu. “Sorularımızı cevaplamak üzere ORAS ana mühendislerinden Profesör Aykut S… ve Dr. Tomo Kashiva aramızda. Sayın Stefan Horge ise hastalığı sebebiyle aramızda bulunamıyor,” diye ekledi Başkan.